FERMOHUKUK VE DANIŞMANLIK
Makaleler / Yenidoğan yoğun bakımında tıbbi hata: ailenin hukuki yolları

Yenidoğan yoğun bakımında tıbbi hata: ailenin hukuki yolları

Bebeğiniz yenidoğan yoğun bakımda zarar gördüyse izlenecek yol, hastanenin devlete mi özel sektöre mi ait olduğuna göre değişir. Süreler, izin aşaması ve bilirkişi raporu çoğu ailenin hiç duymadığı ama sonucu belirleyen konulardır.

Av. Furkan YARAR·5 Ekim 2026·Tıbbi Malpraktis

Prematüre doğan bir bebek için yenidoğan yoğun bakım haftalar, bazen aylar sürer. Aile bu sürede çoğu kararı hekimlere bırakır, çünkü başka çaresi yoktur. Bir şeylerin yanlış gittiği ise genellikle taburcu olduktan sonra, başka bir hastanede yapılan bir muayenede ya da kaybın ardından ortaya çıkar. Bu noktada ailelerin ilk sorusu “kime, nereye başvuracağız?” olur. Cevap, büyük ölçüde bebeğin yattığı hastanenin türüne bağlıdır.

Önce hastanenin türüne bakın

Devlet hastanesi, şehir hastanesi veya devlet üniversitesi hastanesi. Kamuda görev yapan hekim ve hemşirelerin görevleri sırasında verdikleri zarar için tazminat davası, Anayasa’nın 129. maddesi gereği kişiye değil idareye karşı açılır. İdare ödediği tazminatı sonradan personeline rücu edebilir, ancak aile hekime doğrudan dava açamaz. Dava açmadan önce idareye yazılı başvuru zorunludur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre bu başvuru, zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde olay tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır. İdare reddederse ya da otuz gün cevap vermezse dava süresi içinde idare mahkemesine gidilir. Bu süreyi kaçırmak, haklı bir talebi baştan kaybettirebilir.

Özel hastane veya vakıf üniversitesi hastanesi. Burada hasta ile hastane arasında bir sözleşme ilişkisi vardır ve dava adli yargıda görülür. Hekim ile hastane birlikte dava edilebilir. Yargıtay, özel hastanenin çalıştırdığı hekimin kusurundan hekimle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu kabul ediyor. Bu kural, Adli Tıp Kurumu raporu “hastanenin organizasyon hatası yok” dese bile uygulanıyor (aşağıdaki örnek). Zamanaşımı, talebin neye dayandığına göre değişir. Sözleşmeye dayalı taleplerde Türk Borçlar Kanunu m. 146’daki on yıllık genel süre gündeme gelir. Haksız fiile dayalı taleplerde ise TBK m. 72’ye göre zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her hâlde on yıl uygulanır. Fiil, ceza kanununda daha uzun zamanaşımı öngörülen bir suç oluşturuyorsa o süre geçerlidir. Hangi sürenin işlediğini baştan netleştirmek gerekir; en kısa süreyi esas alarak hareket etmek en güvenli yoldur.

Gözden kaçan bir muayene: prematüre retinopatisi

Yenidoğan yoğun bakım davalarının önemli bir kısmı dramatik bir müdahaleden değil, yapılmayan bir işlemden doğar. Bunun tipik örneği prematüre retinopatisidir (ROP). Erken doğan bebeklerde gözün damar yapısı tamamlanmadığı için belirli bir haftada göz dibi muayenesi yapılması gerekir. Bu muayene geç kalırsa tedavi penceresi kapanabilir.

Yargıtay’ın önüne gelen bir dosyada, 30. haftada doğan ikiz bebeklerden biri için Adli Tıp Kurumu, muayenenin doğumdan sonraki 28. gün civarında yapılması gerektiğini tespit etti. Tıbbi kayıtlarda randevu talep edildiğine dair bir iz bulunamadı. Tanı ancak 43. günde konabildi. Mahkeme hekimi kusurlu buldu. ATK raporu hastaneye ayrıca bir organizasyon kusuru yüklemese de hastaneyi hekimle birlikte sorumlu tuttu ve aileye maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararı onadı ve karar düzeltme talebini oy birliğiyle reddetti (Yargıtay 3. HD, E. 2025/3430, K. 2025/6254, 18.12.2025).

Bu dosyada iki nokta önemli. Birincisi, dosya ilk yargılamada aile aleyhine sonuçlanmıştı. Yargıtay, ailenin bilirkişi raporuna yaptığı itirazların karşılanmadığını belirterek kararı bozdu ve yeni bir ATK raporu alınmasını istedi. Sonucu değiştiren o yeni rapor oldu. İkincisi, 2012’deki bir doğumla başlayan dosya ancak 2025’in sonunda kesinleşti.

Aynı tür bir ihmal ceza davasına da konu olmuştur. 28 haftalık doğan ve 77 gün küvözde kalan bir bebeğe yatış süresince ROP muayenesi istenmemiş, bebek bir gözünde görmesini tamamen, diğerinde kısmen kaybetmişti. Yargıtay, sorumlu çocuk doktoru hakkında taksirle yaralamadan kurulan mahkûmiyeti onadı (Yargıtay 12. CD, E. 2015/64, K. 2015/18877, 03.12.2015).

Her kötü sonuç bir hata değildir

Mahkemenin tazminata hükmedebilmesi için kusur ile zarar arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Bir başka dosyada, yenidoğan yoğun bakımda hastane enfeksiyonu sonucu vefat ettiği ileri sürülen ikiz bebekler için açılan dava, Adli Tıp Kurumu ve uzman bilirkişi raporlarına göre illiyet bağı kurulamadığı gerekçesiyle reddedildi. Yargıtay bu kararı onadı (Yargıtay 3. HD, E. 2024/2508, K. 2025/3512, 24.06.2025). Yani bu davalarda sonucu çoğu zaman tıbbi rapor belirler. Raporu okumak, eksiklerini görmek ve gerekirse itiraz etmek davanın kendisi kadar önemlidir.

Ceza yolu: şikâyetten önce bir izin aşaması var

Bebeğin ölümü veya kalıcı bir zarar söz konusuysa ceza soruşturması da gündeme gelir. Taksirle bir kişinin ölümüne neden olmanın cezası TCK m. 85’e göre iki yıldan altı yıla kadar hapistir. Ancak 2022’den bu yana önemli bir ara aşama var. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ek 18. madde uyarınca, sağlık çalışanları hakkında muayene, teşhis ve tedavi işlemleri nedeniyle soruşturma yapılabilmesi için Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun izni gerekiyor. Bu kural kamuda olduğu gibi özel hastanelerde çalışanlar için de geçerli.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, özel bir hastanenin yenidoğan yoğun bakımında hayatını kaybeden prematüre bir bebeğe ilişkin dosyada bu kuralı, kanun yürürlüğe girdiğinde zaten açılmış olan davalara da uyguladı. Yerel mahkemenin verdiği mahkûmiyet hükmünü, önce izin istenmesi gerektiği gerekçesiyle oy birliğiyle bozdu. Asıl tartışma konusu olan nedensellik bağına ise hiç geçilmedi (Yargıtay CGK, E. 2020/395, K. 2024/303, 16.10.2024). On yılı aşkın süre önceki bir olaya ilişkin dosya, böylece izin aşamasına geri döndü.

İlk günlerde yapılacaklar

Her dosyanın tıbbi ayrıntısı farklıdır. Hangi yolun izleneceği, bebeğin yattığı hastane, kayıtların içeriği ve sürelerin nerede olduğu birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.

← Makaleler'e dön